Ça. İyl 16th, 2019

Çağdaş Azebaycan şiirinin dervişi – İbrahim İlyaslı

SABRİ  KUŞKONMAZ

Azerbaycan’da bulunduğum sürede çok fazla şairle tanıştım, konuştum. Onlarla kardeşlik köprüleri kurduk. Hepsini burada anmak zor. Tanışıp konuştuğumuz her bir şair çok önemli ve değerli. İşte bu şairlerden biri olan İbrahim İlyaslı Sumgayıt şehrinde yaşıyor. Şehrin “Poeziye Evi” yöneticisi. Sumgayıt, Bakü’den sonra, Azerbaycan’ın en büyük şehri. İbrahim İlyaslı’nın bir poeziya evinin yöneticisi olması şaşırtmasın. O bir bürokrat değil, tepeden tırnağa bir şair. Bazen kendi ülkemizde, kültür konulu kimi yönetim yerlerinin yöneticilerini düşününce bu uyarıyı yazmayı zorunlu gördük! İbrahim İlyaslı çağdaş bir derviş ve Azerbaycan şiirinin önemli bir temsilcisi. Daha Azerbaycan’a gitmeden, kitabının sosyal medyada yer alan tanıtımları dikkatimi çekmişti. Özellikle kitabın adı; “Şair olmak zulümdü”… İşte bu zulmü gönüllü çeken, zoru alıp bağrına basan bir şair İbrahim İlyaslı. “Benim yüküm ağırdı, dost,/ Benlen yola varamazsın./ Benim göğüm sağırdı, dost,/ Sen altında duramazsın…” diyen şair, Azebaycan toprağında yaşamış onca kadim şairin yanında, Anadolu’dan da Yunus Emre’nin sesini şimdiki zaman taşıyor. Bu haliyle çağdaş bir Yunus tadında, dervişan bir havaya sahip şiirler yazıyor. Kısacası çağdaş Azebaycan şiirinin çağdaş dervişidir İbrahim İlyaslı. Genellikle hece ölçüsünün yoğun rağbet gördüğü Azerbaycan şiirinde ve İbrahim İlyaslı’nın şiirinde, bu şiir tekniği –bizde olduğunun tersine- hiç de köhne bir tada sahip değil.

İbrahim İlyaslı’nın kitabı, daha önce yayımlanmış şiirlerinden bir seçki. Bu açıdan da örnek bir toplam oluşturmakta. Kitabı Türkiye’de bulmak zor bir iş. Ancak, bu kitaptan öte, çok yakınımızda kendi dilimizle yazılan farklı bir şiiri tanımak bizler için bir ödev olmalı. Bu uzaklığı anlamak zor. Uzağı yakın etmenin yolu da şiirden ve İbrahim İlyaslı’nın – diğer şairler de buna dahil elbet- şiirinden geçiyor.

Azerbaycan şairlerini ve İbrahim İlyaslı’yı okurken, Azerbaycan’ın yakın ve uzak geçmişini de okuyoruz. Bir başka deyişle, bu toprakların şairlerini değerlendirirken, yakın ve uzak geçmişi gözardı etmemek gerekir. Örneğin, her şairin bilincinde derin acı ve hala kanayan bir yara olan Karabağ faciasını da bilmek gerekiyor: Ülkemiz açısından Balkan Savaşı travmasına benzer büyük bir travma. Gündelik hayatta bizler bu Balkan travmasını unutmuş gibi görünsek de, toplumsal bellekte hala tazedir. Çünkü, ülkemizin tarihi de bu travmaya göre biçimlenmiştir. Öyle ki Birinci Dünya Savaşı’na “apara topar” girişte de andığımız travma etkendir. Azerbaycan için Karabağ, hala gündemde/yaşayan bir travmadır. Bu açıdan her şairin şiirine yoğun bir biçimde girmesi de kaçınılmaz olmuştur. Bugünlerde Suriye’de süren  savaş için “vekaletler” savaşı tanımlaması yapılmaktadır. Karabağ’da böyle bir savaş 1990’ların başında yaşanmıştır. Savaş sonrasının fiili sınırlarına bakıldığında bu savaşın nedenleri, tarafları daha iyi anlaşılmaktadır. Dileğimiz, Azerbaycan’ın, tüm bölgenin ve hatta tüm dünyanın, ve özellikle şairlerin bu travmalardan  kurtulduğu koşulların yaşanmasıdır.