25 Noyabr 2020 23:37

Balkanların Ulu Çinarı yazar İlhami Emin’i kaybettik

Uluslararası Vizyon Üniversitesi  Balkan Araştırmaları Enstitüsü Başkanı 

Atilla Jorma

atillajorma@gmail.com

İlhami Emin 8 Ağustos 1931 yılında Doğu Makedonya’nın yörüklük diye bilinen bölgede Radoviş kentinde doğmuştur. Sekiz yıllık ilk okulu Radovişte bitirdi. Daha sonra liseyi Üsküp’te bitirdikten sonra Yüksek Pedagoji Enstitüsü’nden mezun oldu. İlhami Emin, ilk başlarda Makedonca şiirler ve eleştiriler yazdı. Daha sonra ise Türkçe yazmaya başladı. Manzum masal denemeleri yapan Emin, Makedonya Türklerinin edebiyatında öncelikle şair olarak tanınır. Taş Ötesi (1965), Gülkılıç (1971), Gülçiçek (1972), Gülçiçekhane (1974), Gülev (1980), Yörükçe (1984), Güldeste (1991), Güldin (1993) ve Gülyol (2003) yayımlanmış olan şiir kitaplarıdır. Sonraki yazılarında yer yer zorlamalar da olsa, sürekli gül imajından faydalanmaya çalıştı. Çocuklar için yazdıklarında telkinlerle iyiye ve doğruya yönlendirme İlhami Emin’de de yer alır. Çocuklar için manzumeler yazmış:  Ay Kedisiz Saray (1964), Kırk Dost (1965), Güneşli Şiirler (1966), Şiirli Alfabe (1975). Yugoslavya’da komunizm döneminde “Sesler” kültür sanat dergisinin sorumlu yazarı, Türk Arnavut tiyatrosunda genel müdür ve Makedonya Kültür Bakanlığında sanat etkinliklerinden sorumlu bakan yardımcısı gibi görevlerde bulunmuşsa da hiç bir zaman siyasette aktif olmamıştır.

2016 yılında İlhami Emin’e ithafen, Yrd. Doç. Dr. Nazlı Rânâ Gürel ve Yrd. Doç. Dr. Zeki Gürel’in “Gülkaya İlhami Emin-Hayatı Sanatı Eserleri” (Yeni Balkan Yayınları, 2016) adlı kitabı yayınlandı. Bu kitapta hayatı eserleri sanatı anlatılmış. Ancak anlaşılan bu kitap  hazırlandığı sırada İlhami Emin’in Yürüyen duvar adlı önemli kitabı henüz çıkmamıştı. O sebeptendir ki kitap Balkanlar’da ve bütün Türk edebiyatında önemli nesir eseri olduğu halde kitap hakkında çok kısa geçilmiş. Balkan ülkeleri yazılı Türk edebiyatı şiir ağırlıklıdır. Şiirden sonra hikaye gelir, tiatro eleştiri gezi yazılarıyla bilim alanında da çalışmaları bulunur. Roman deyince Makedonya’da iki kişinin adı anıla bilir, birincisi Güler Selim’in 2002 yılında “Lanetliler” adıyla yazdığı romanı ile ve de İlhami Emin’in “Yürüyen Duvar”ını göstermek olar. Bu roman çıktığı zaman Güler Selim kitap hakkında şöyle bir tanıtım yazmıştı: “Bu ülkede Türkçe yazılmış en değerli kitap var elimizde” demiştir.

Makedonya ülkesinde Türkçe yazılmış en değerli kitap var elimizde diyen Güler Selim’e göre Yürüyen Duvar kalıcı olması maksadıyla yürekle ve duyguyla yazılmış bir romandır. Dikkatle okuyan, her cümlede yazarın bir parçasını bulur. İlhami Emin içgüdüyle yazanlardan değil, onun kitapları çok okumuşluğun sonucu ve ifadesidir. İlhami Emin bir reportajda “en büyük mesleğim kitap okumaktı” der. Yürüyen Duvar  eserinde bunu görmek mümkündür. Balkan Türk edebiyatında, bütün Türk edebiyatında Yürüyen Duvar’ın önemli yeri olacaktır. Yazar Yörüklerin yaşadıkları bölgeler üzerinde Yörük Osman ve ailesinin gözünden büyülü realizmi gözler önüne serer. Radoviş ve yöresinin tozlu sokaklarında asırlar göz açıp kapayıncaya kadar birbirini değiştirir, zamanlarla olaylar iç içe girer, dervişlerin mistisizmi sosyal gerçeklerin epik boyutlarıyla karşılıklı yaşanır karşıya gelir, ölüler dirilir, hayallerle gerçekler birbirine karışır, renkli rüyalarda olup bitenler Yörük psikolojisinin ta diplerine iner. Yürüyen Duvar’ın anlatım tarzı o kadar derin ve esaslı, dili o kadar güçlüdür ki, beğenmeden edemezsiniz. Dahası, ikinci okuyuşunuzdan sonra kitabı bir tutku olarak algılar, Duvar, hayatınızın geri kalan bölümünde yeniden ve yeniden okuyabileceğiniz seyrek kitaplardan biridir. Ve her okuyuşunuzda onun sayfalarında yenilikler bulursunuz.

Din konusu, gerek kurum olarak gerekse kimliğin bir parçası olarak komünist dönemin roman yazarları için en güç konulardandı. Ancak, komunist düzenin gerçek halk islamıyla değil, siyasileştirilmiş islamla sorunu olmuştur. İlhami Emin’e dine bakış açısını, komünizm dönemin dine bakış açısını etkileyip etkilemediği sorusuna “Babam ve iki dedemden aile mirası olarak algıladığım tasavvuf benim için yalnız sıradan bir meyil değil, bir biçim üstün hayat tutkusu. Her şeyden önce Tito dönemi, asla komünizm dönemi sayılmaz. Olsa olsa özyönetim sistemine dayanan bir sosyalist düzendi. O dönemde sadece kültür alanında görevlerim oldu, dine ve hayata bakış açım etkilenmedi” karşılığı alınır.

“Derviş müminin babası yörük ahmet ağa kıloğuzlu yörük köyünden iken babaanası sarıgöl yörük köyündendi kıloğuzlu yörükleri anadoludan karakeçili yörük aşiretlerinden iken sarıgöllüler saruhandandı / şehzade musayı destekledikten sonra sultan mehmed çelebi tarafından balkanlara sürgün edilmişlerdi / sonradan yörük osman babasından mustafa kemal Atatürkün anası zübeyde hanımın da sarıgöl yörük aşiretınden olduğunu öğrenince yörüklüğüyle daha da böbürlenmeye başladı … yörük osman ana tarafından gagauz türklerinin yani gökoğuzların çitak kolundandı yörük türkleri çitaklar için onlar da türktür ancak bizlerden değiller diyorlar bunu osman yörüklerin ağzından bizzat duydu / yörük osman usturumca ile koçanayı makedonyada yörüklük diye anılan bölgenin göbeğinde birer taşra kasabası değil de insanları çeken gizem dolu iki mekan olarak saymaya başladı o iki yerin tam ortasında bulunan doğum yeri radovişin de sırlar kasabası olduğu kanaatine vardı / radoviş iştip ustrumca ile okçabol yörük türklerinin saruhandan balkanlara sırf şehzade musayı desteklediklerinden dolayı iskana zorlandıklarını … okçaboldan ayrılırken şehzade musa pek az sayıda kalan vefalı savaş arkadaşlarından gözyaşlarını acaba saklayabildimi… / bırakın aynı türk kanını taşıyan beyazıt ile timur aynı ana babanın oğulları arasında anlatıldığı gibi kanlı savaşları anlamada zorluk çeken yörük osman fetret devri savaşlarını ankara meydan savaşından da çok kınadı  … beyazıt veya timurun herhangi biri savaştan önce kendini suçlu bulsaydı ankara meydan savaşı da gerçekleşmeyip türk tarihi kim bilir ne gibi yükseklere ulaşmış olurdu/musa isa mehmed süleyman kardeşlerin biri olsun tahttan vazgeçmiş olsaydı belki kardeş kardeşi kılıçtan geçirmeyi şanlı tarihimizde yaşamaz olur ve ondan ilelebet utanmazdık”

Kitapda değildiği gibi ölüler dirilir, hayallerle gerçekler birbirine karışır, renkli rüyalarda olup bitenler, yazılan kitaplarda kalır.

Ruhu şad olsun.

Paylaş: