27 Yanvar 2021 18:14

BUHARA CUMHURİYETİ 100 YAŞINDA – Osman Hoca’nın Anısına

Uluslararası Vizyon Üniversitesi Kuzey Makedonya

Balkan Araştırmaları Enstitüsü Araştırma Görevlisi

Sevil İrevanlı. Medya Gruğ Finlandiya 

Türklerin yaşadığı Türkistan Coğrafyası Rusların vahşice soykırım yaptığı bir bölğe olmuştur ki, bu çok da bilinmez.    

Aralık 1917’de Hokand’da yapılan Müslümanların 4. Kurultayında, Türkistan millî rehberleri, Türkistan Özerk Cumhuriyetini ilan ettiler. Millî hükümeti kuruldu. Millî özerklik Taşkent’teki Sovyet Ruslardan ibaret komiserler tarafından tanınmadı. Moskova’daki Sovyet rehberleri de işbu özerklik aleyhinde bulundular. Taşkent’teki Rus İşçi, Çiftçi ve Askerler Şurası, 31 Ocak 1918’de özerk hükümeti silah zoruyla ortadan kaldırma kararını aldı. Sovyetlerin Rus askerî kuvvetleri 5. Şubatt’ta Ermeni Taşnaksutyun partisinin askerleriyle birlikte Hokand şehrine hücum etmeye başladılar 19 Şubat 1918’de Taşkent’teki Sovyet Harp Komiseri Parfilov’un komutanlığında şehre hücum ettiler. Özerk hükümetin polisleri Korbaşı Ergeş başkanlığında şehri savunmak için savaşa girmeye mecbur kaldılar. İki yönden devam eden savaş sonucunda Hokand şehri 3 gün yandı, şehirde on binden fazla Türkistanlı öldürüldü. Rus ve Ermeni askerleri Bakü’de yaptıkları kıyımları Hokand’da tekrar ederek 22 Şubat’ta Hokand şehrini işgal ettiler. Hükümet üyeleri, (polisler) ve Korbaşı şehri terk ettiyse de Korbaşı Ergeş şehri kurtarmak için Rus ve Ermenilerden oluşan askerî kuvvetler aleyhine savaşını sürdürdü.

Sovyet askerleri tarafından Hokand şehrinin işgal edilişi, Türkistanlıların Ruslardan kurtulmak için harekete geçmeleri, Türkistan’da hürriyet savaşının başlamasına yol açtı. Ruslar ve onlarla beraber bulunan Ermeniler, Türkistanlıları kendilerine itaat ettirmek için Fergana vadisindeki 180 köyü ateşe verdiler. Sovyet tarihçilerinin verdikleri bilgilere göre 1918 yılının başlarında Mergilan şehrinde 7 000’e yakın, Endican şehrinde 6 000, Namangan şehrinde 2 000, Bozkorgan ve Hokandkışlak ilçelerinde 4 500’e yakın Türkistanlıyı öldürdüler. Rusların amacı Türkistan millî özerk cumhuriyetini silah kuvvetiyle yok etmekt. Kızılordu ve silahlı Ermeniler Hokand ve başka yerlerde katliamı sürdürdüler. Türkistanlıların Çarlık ve Sovyet  Ruslara inanmamaları, Türkistanda 1916 yılında halk isyanı (Sovyet yazılarında Basmacılık diye gösterilen millî mücadelenin meydana çıkmasına sebep oldu.

Çar Rusyası ve Sovyetler aleyhine silahlı mücadelede bulunan Türkistanlı Basmacılar işgalcilere karşı Türkistan’ı savunmak için silaha sarılmışlardı. 1916 yılında Türkistan’da Basmacıların isyanı Sovyet Rusya devrindeki mücadele, Rusların yalan yanlış siyasi edebiyatında Basmaçılık (çetecilik, haydutluk) olarak gösterilmiştir. Ancak Basmacılar kendilerini savaşçılar, vatan müdafaacıları, ve “Türkistan bağımsızlığının askerleri” olarak nitelediler.

Sovyet Rusya’nın propagandası ve yazılarından ötürü Türkistan’da 1918’de başlayan hürriyet mücadelesi, Batı Avrupa’da Basmacılık adıyla tanındı. 1918-1919’da Türkistan’da bulunan Joseph Castagne, Revue du Monde Musulman dergisinde (Paris) 1925’te ilk defa “Les Basmaches” konulu makalesini yayınladı. Türkistan Özerk Cumhuriyetinin Başkanı Mustafa Çokay 1928’de “Asiatic Review” (London) dergisinde “The Basmachi Movement in Turkestan” makalesini yayınladı. Basmacılık terimini kullanmak 1930’lu yıllardan sonra da bir gelenek halini aldı.

Basmacılığın ilk ocağı Hokand oldu. Kızılordunun askerî birliklerinin Hokand şehrini işgal ettiği günlerde, şehri koruma harekâtını idare eden Küçük Ergeş, 27 Şubat 1918’de şehit oldu. Mart 1918’de 40 Korbaşı, Hokand şehri yakınındaki Bacir köyünde toplandılar ve Ergeş’i “Emirü’l-Müslüman” olarak seçtiler. Mücadele, 1918 yazına kadar Fergana vadisinin her tarafına yayıldı.

Türkistan Komiserler Şurası’nın Başkanı Kolesov, 11 Temmuz 1918’de Taşkent Sovyetinin toplantısında, “Fergana vilayeti günümüzde umumi harp meydanı haline girdi” diye bildirmişti. Kette Ergeş Nisan 1918’de Mergilan şehrindeki savaşta şehit oldu. Onun yerine özerk hükümetin Mergilan şehir Korbaşısı Ahmet Bek oğlu Mehmet Emin Beğ seçildi.

Basmacılık hareketi 1919 yılının ortasına kadar Rusya’yı büyük tehlike altında bırakmıştı. Rusya ile Türkistan arasındaki yollar kesilmişti. Sovyet Rusya’nın ve Komünist Partisinin vekili olarak Türkistan’da çalışan Georgi Safarov’a göre, “Sovyet Türkistan’ı 1919’da hayat veya ölüm karşısında duruyordu.” Sovyet Rusya rehberleri, Türkistan’da hâkimiyetlerini güçlendirmek için plan hazırlamak işine hız verdiler. Moskova tek yol olarak Türkistan Cephesi teşkil etmeye karar verdi. Sovyet Rusya’nın Doğu Cephesinin komutanı Mikhail Vasilyeviç Frunze, 13 Ağustos 1919’daki emirnamesinde “Rusya Başkomutanlığının emri üzerine Doğu Cephesinin güney kısmının Türkistan Cephesi olarak adlandırıldığını” bildirdi. Frunze, Moldovalı ve Çar Rusya’sı ordusunda tıp hizmetinde bulunan bir subayın oğluydu. Gençliğini Türkistan’da geçirmişti. Türkistanlıların gelenek ve göreneklerini, azcık da olsa dillerini biliyordu. Frunze, Rusya Başkomutanlığının 15 Ağustos 1919’daki emrine uyarak 28 Ağustos’tan itibaren Türkistan Cephesinin komutanlığı görevine başladı. Emri altında Sovyet Rusya’nın 1’inci ve 4’üncü “Türkistan” orduları bulunuyordu. Frunze görevine başlarken verdiği emirde, “Türkistan seferinin gerçek amacı, bütün Türkistan’ı işgal etmekten ibarettir” demişti. Türkistan’ı işgal etmek için gönderilen 1’inci ordu, 13 Eylül 1919’da Taşkent demiryolunun Muğacar istasyonunda Rusya’nın ermenilerden oluşan diğer askerî kuvvetleriyle birleşti. Frunze, Lenin’e gönderdiği telgrafında Rusya ile Türkistan’ın birbirinden ayrılmazlığından söz etti. 1919 Eylül ayının sonlarında, Türkistan Cephesi’ni ziyaret eden, Rusya Sovyet Cumhuriyetinin Devlet Başkanı Mikhail Kalinin, subaylara “Bizler şimdiye kadar kapalı bir halka içinde idik. Şimdi bu halka açıldı. Demek ki, biz doğrudan doğruya Taşkent’e gidebileceğiz” demişti. Türkistan Cephesi her şeyden önce, Rusya’nın Türkistan yolunu açacaktı.

Frunze ve onun genelkurmayı 22 Şubat 1920’de Taşkent’e geldiler. Frunze, Taşkent’e gelirken verdiği emirde, “Sosyalizm adına Türkistan’daki yoldaşlara yardım etmek için merkezden gelen kuvvetleri kutlayacağım” demişti. Basmacılarla Kızılordu arasındaki savaşlar, 1918-1919’da olduğu gibi 1920’de de şiddetle devam ediyordu. Fergana vadisinde Mehmet Emin Bek, Şir Muhammed Bek, Nur Muhammed Bek, Hal Hoca, Parpı Korbaşı gibi millî mücadele komutanlığı altındaki mücahitler Kızılordu’yla savaş heyecanı içine girmişlerdi. Mehmet Emin Bek başkanlığında 29 Eylül 1919’da kurulan Fergana Geçici Hükümeti, halkın millî-siyasi ve dinsel ruhuna uygun olarak harekâta devam etmekteydi. Korbaşların bir bayrak altında hareket etmeleri için de çaba harcanıyordu.

4 Şubat 1920’de Rusya Başkomutanlığı, Türkistan Cephesi komutanlığına Basmacılar aleyhine savaş yürütülmesi emrini verdi. Aynı zamanda Korbaşılarla barış görüşmelerine de izin verildi. Kızılordunun Korbaşılara bildirdiği barış şartları, her rehberin barışa kadar işgal ettiği toprakları idare edebileceği, silahlarını ve askerlerini Kızılordu’ya teslim etmeyeceği, Korbaşıların hâkim olduğu vilayetlerde Sovyet idarelerinin teşkil edilmeyeceği ve Korbaşıların Kızılordunun tugay komutanı rütbesini taşımaya hakları olduğu biçimindeydi.

Korbaşılar arasında Sovyet Kızılordusunun barış şartlarına inananlar görüldü. Bazı Korbaşıların barış yoluyla vakit kazanmak, Kızılordunun Türkistan’daki iç durumunu öğrenmek ve mücahitlere askerî eğitim vermek yoluyla savaşa yeniden başlamak fikirleri de vardı. İlk olarak Fergana mücahitlerinin başkomutanı Mehmet Emin Bek, 7 Mart 1920’de Kızılordunun Kazan-Tatar tugay komutanı Yusuf İbrahimov’un vasıtasıyla Kızılordu’nun Fergana cephesinde savaşta bulunan 2. Piyade Tümen Komutanı Rokhalski ile barış anlaşmasını imzaladı. Mehmet Emin Bek, 14 Mayıs’ta Şir Muhammed Bek’le barış meselelerini konuşmak niyetiyle yola çıktı. Yolda Hal Hoca Korbaşı, onu hain olarak suçladı Üçkorgan kazası yanında onu öldürttü.

Mehmet Emin Bek, öldürüldükten sonra Şir Muhammed Bek, Emir-i Leşker-i İslam görevini kabul etti. Gerbaba köyünde Korbaşılar ve halk vekillerinin kurultayını çağırdı. Kurultay, 3 Mayıs 1920’de Türkistan Bağımsız Hükümeti’ni teşkil etti. Şir Muhammed Bek hükümet reisi ve başkomutan seçildi. Kızılordu başarısızlık içinde Korbaşılar ile barış yapmak taktiğine devam etti. Mayıs 1919’da Türkistan Sovyet Cumhuriyetinin Komiserler Şurasının başkanı Sorokin, Fergana’ya gelmiş ve Korbaşılar’a barış tavsiyesinde bulunduysa da bir netice alamadan Taşkent’e geri dönmüştü. Türkistan Komünist Partisinin 6’ncı kurultayı, 11 Ağustos 1921’de Basmacılık aleyhindeki savaşı ciddiye alarak Korbaşılar ile barış müzakerelerini devam ettirmenin önemli olduğu kararına varmıştı. Ağustos 1921’de Kızılordunun Türkistan Cephesi içinde bulunan 1’inci Ordu Komutanı Zinovyev, Fergana vadisindeki Yazavan ilçesinde Şir Muhammed Bek’le barış koşullarını konuşmuştu. Şir Muhammed Bek, “Türkistan’a bütün dâhili haklara sahip olan özerklik verilmesi, barışın ilk şartıdır” demişti. Zinovyev, Şir Muhammed Bek’le anlaşamadı. 11 Eylül 1921’de Taşkent’ten Türkistan Cephesinin Harbî-İnkilabî Şurasının üyesi, Türkistan Merkezî İcra Komitesinin Reisi  Abdullah Rahimbay ve Silin, Fergana’ya geldiler ve Korbaşılarla barış anlaşmasını yapmaya çalıştılarsa da her iki taraf anlaşamadı.

Hive ve Buhara Emirliği

Frunze, mücahit komutanlarıyla barış anlaşmasının yapılması mümkün olmadığı kanaatine vardıktan sonra 13 Eylül 1921’de Basmacılık aleyhine bütün askerî kuvvetleri seferber etmek ve savaşı savunma şeklinde değil, hücum edici tarzda devam ettirmek emrini verdi. Frunze bununla birlikte barış teklifinden de vazgeçmemişti. Kızılordu 1920’de Hive hanlığını ve Buhara emirliğini işgal etmişti. Sovyet Rusya Türkistan’ın işbu bölgelerinde halk cumhuriyetleri kurdurdu. Bunların vasıtasıyla işbu bölgelerde Rus hâkimiyetini yerleştirme hareketleri devam ettirildi. Halk ise Rus hâkimiyetini tanımanın aleyhindeydi. Bunun içindir ki Buhara ve Harezim Halk Cumhuriyetleri’nde 1920’den itibaren millî mücadele başladı. Sovyetler bunları da Basmacılık diye gösterdi. Buhara ve Harezim topraklarındaki hürriyet mücadelesi, Fergana ve Sırderya vilayetlerindeki millî mücadeleye eklendi. Türkistan Cephesinin komutanı Frunze 1920’den beri kendi mevkisinden memnun değildi. 19 Nisan 1920’de Lenin’e yazdığı mektupta kendisinin “başka bir yere ve göreve tayin edilmesi ricasında” bulundu.

Lenin, onun ricasını kabul etmedi. Frunze, Rusya’nın Buhara ve Hive hanlığında zafer kazanması için zemin hazırladı. Rusya işbu devletlerin Rusya’ya tamamen ilhak edilmesini 47 yıl beklemişti (1873-1920). Frunze işbu devletlerin topraklarını işgal etmek için Kızılorduya emir vermiş ve ordunun harekâtında komutanlık etmişti. Onun emrinde bulunan Rus askerleri 1 Eylül 1920’de Buhara şehrini işgal ettiler. Bununla beraber Frunze 10 Eylül 1920’de Türkistan Cephesi Komutanlığı görevinden alındı ve Rusya’nın Güney Cephesinin komutanı olarak tayin edildi.

Türkistan’da Basmacılık hareketi Enver Paşa’nın Buhara topraklarına girişinden sonra daha da alevlendi; heyecan halinde ve şiddetle devam etmeye başladı. Enver Paşa 2 Ekim 1921’de Buhara şehrine geldi ve 8 Kasım’da Doğu Buhara seyahatine çıktı. Onu Çilligöl ilçesinde mücahitlerin komutanı Molla Nafiz Korbaşı karşıladı. Enver Paşa, 9 Kasım 1921’de aşağıdaki beyanatta bulundu:

“Arkadaşlar! Türkistan’ın mukaddes davası uğrunda yapılan mücadeleye ben de karışmaya geldim. İçinizde bizimle beraber çalışmak isteyen varsa, teklif edeceğim yemini etsin! Fakat, içinizde çoluk çocuğu Rusların eli altında olduğunu düşünerek endişe ve tereddüt gösteren varsa açıkça söylesin. Emrediyorum.”

Toplanan mücahitler birlikte mücadele için yemin ettiler.

Türkistan mücahitlerinin vekilleri 15 Nisan 1922’de Kâfirnihan kazasında toplandılar; Enver Paşa’yı siyasi rehber ve başkomutan seçtiler. Enver Paşa’nın Türkistan mücadele meydanında görünmesi, Rusya’nın Doğu ve Türkistan politikasının çökmesinin başlangıcıydı. Sovyet Rusya 19 Nisan 1922’de Enver Paşa’ya barış teklifinde bulundu. Ruslar, ona Darvaz, Karatekin, Kölab, Düşenbe ve Hisar şehir ve vilayetlerinde kendi arzusu doğrultusunda bağımsız bir devlet kurabileceklerini vadediyorlardı. Bunun karşısında, ondan Türkistan meselesine karışmamasını talep ediyorlardı. Enver Paşa, Sovyet elçisine “Barış ancak Türkistan topraklarındaki bütün Rus askerleri çekildikten sonra söz konusu olabilir” diye yanıt vermişti.

Enver Paşa, 19 Mayıs 1922’de Sovyet Rusya devletine, Azerbaycan Sovyet Cumhuriyetinin Başbakanı Neriman Nerimanov’un vasıtasıyla bir ültimatom (talepname) gönderdi. O, her şeyden önce Rus ordusunun Türkistan’dan alınmasını talep etti. RKP MK 18 Mayıs 1922’de (Enver Paşa’nın ültimatomundan bir gün önce) Türkistan-Buhara meseleleri hakkında yeni bir karar almıştı. Bu kararda, Basmacılık aleyhinde askerî önlemlerle beraber, halk arasında propagandanın da ciddi olarak yürütülmesinin zaruri olduğu gösterilmiş, “Enver Paşa’yı halk arasında İngilizlerin casusu ve şark halklarının düşmanı” göstererek propaganda yürütülmesi için talimat verilmişti. 1922 yılının Nisan ayında, Rusya Savaş İşleri Komiseri Trotskiy, başkomutanı Kamenov, Kızılordu Süvari Kuvvetlerinin komutanı Bud Budyenniy ve Rusya’nın Türkistan Komisyonunun üyesi Kuybişev Türkistan’a gelmişlerdi. Bunlar Türkistan’daki savaş durumunu öğrendikten sonra, Türkistan’a silah ve yeniden çok sayıda asker göndermeye karar verdiler. Enver Paşa hakkında haberler toplamak için Sovyet İstihbaratı Teşkilatı (GPU)’nın Doğu Şubesi Müdürü Agabekov’u Moskova’dan Buhara’ya gönderdiler.

Enver Paşa, 4 Ağustos 1922’de Belcivan’da kurban bayramı namazından sonra, arkadaşlarıyla oturmaktaydı. Kızılordu askerleri Enver Paşa’nın karargâhına hücum ettiler. Enver Paşa ve arkadaşları geriye çekilmek yerine kılıçlarıyla karşı koydular. Enver Paşa 11 Kızılordu askerinin başını uçurdu. O sırada kendisi de makineli tüfekten gelen bir kurşunla şehit oldu. Faciayı gördükten sonra Enver Paşa’nın silah arkadaşı ve cesur komutanlarından olan Devletmend Bek, Ruslara karşı kılıçla hücuma geçti ve aradan 10 dakika geçmeden o da şehit oldu. Enver Paşa ve komutan Devletmend Bek öldükten sonra Türkistan mücahitleri yeni bir kaygı içine girdiler. Türkistanlı şair Çolpan, Enver Paşa’nın şehadeti münasebetiyle yazdığı matem şiirinin son beytinde şöyle ağıt yakmıştı:

En songi ümidini kanga boyagan,

Ah, kanday ugırsız zamanlar kelgen?

Feryadım dünyanı boğup öldürsün.

Kapkara bahtıma şeytanlar gülsün.

Sovyet Rusya rehberleri, Enver Paşa’dan sonra Türkistan mücadele ateşinin söneceğini umut etmişlerdi. Lakin, Basmacılık son bulmadı. Buhara Halk Cumhuriyetinin Devlet Başkanı Osman Hoca’nın 9 Aralık 1921’de millî mücahitler tarafına geçişi, Harezim Halk Cumhuriyeti Reisi Pehlivan Niyaz’ın Mart 1921’de Kızılordu Komutanlığı tarafından hapsedilmesi, onun hapishaneden kaçarak mücahitler tarafına geçmesi, ciddi savaşlarıyla tanınan Cüneyt Han’ın faaliyetleri, 1922’de Semerkant’taki kurultayda Türkistan Türk Müstakil İslam Cumhuriyetinin teşkil edilişi gibi olaylar, Basmacılığın Rusya için büyük tehlike olduğunu gösteriyordu.  

Basmacılık 1922-1923 yıllarında Sovyet Rusya rehberleri için yeni bir korkulu durum yarattı. Rusya Komünist Partisi Merkez Komitesi 1922’de Basmacılık aleyhindeki bütün tedbirleri merkezileştirmek ve tek plan esasında askerî hareketleri devam ettirmek üzere Orconikidze başkanlığında bir komisyon teşkil etti. Sovyet Rusya devletinin askerî kuvvetlerinin başkomutanı Kamenov, 1922 ve 1923’te Türkistan’a gelerek Basmacılık aleyhindeki cephe faaliyetlerini teftiş etti.

Kamenov, Türkistan’da bulunduğu vakitlerde Kızılordunun yeni savaş planlarının icra edilmesi için emir verdi. Türkistan’da Kızılordu askerlerinin sayısı arttırıldı ve yeni silahlar gönderildi. Hücumlar hava kuvvetleri himayesi altında devam ettirildiği içşin Kızılordunun savaş ruhu yükseldi.

Kızılordu 1923’de Basmacılık aleyhindeki savaşlarını her yerde (şehir, köy, çöl, dağ, mahalle) devam ettirdi. Mücahitlere yardımcı olan, lakin silah taşımayan Türkistanlılar da hapishanelerde tutulmaya başlandı. 1923’ün sonunda Kızılordu Basmacılığın birinci devrine son verdi. Basmacılığın ikinci devri 1924’den itibaren başladı. Mücadele, bazı köylerde ormanlar içinde, kumluklarda, dağlarda, hudutlara yakın yerlerde devam etti. Sovyet Rusya, 1918’de 4 cephe (Doğu, Kuzey, Güney ve Türkistan) teşkil etmişti. Bunlardan 3. Cephe, 1921 yılının sonuna kadar bitirildi. Lakin Türkistan Cephesi 1926 yılına kadar devam etti. Basmacılık aleyhindeki savaşları, Türkistan Cephesi yerine teşkil edilen “Orta Asya Askerî Mıntıkası” devam ettirdi. Basmacılık denilen millî kurtuluş savaşı 1925 ile 1926 yıllarında eski Buhara emirliği ve 1924’e kadar devam eden Buhara Halk Cumhuriyetinin topraklarında Sovyet ordusuna büyük darbeler indirdi. Sovyet Rusya, İbrahim Bek komutası altında Buhara’da şiddetle devam ettirilen savaşı kazanmak niyetiyle 1926’da Mareşal Budyenniy’i Türkistan’daki Sovyet askerlerinin komutanı olarak tayin etti. Buhara’daki Basmacılık aleyhindeki savaşları Kızılordu süvari birliklerinin komutanı Budyenniy, Türkistan Cephesinin komutanı K.A. Avksentevskiy ve 1928 yılından sonra Basmacılık aleyhindeki tutumuyla tanınan Sovyet komutanlarından Y. M. Melkumov yönetmişlerdir.

Basmacılık hareketi 1929 ila 1931 yıllarında Karakum çölünde ve Taşhavuz, Merv [Marı], Tecen, Kazancık, Köhne Ürgenç gibi şehir ve kazalarda başarıyla devam etmiştir. Buradaki mücadeleye son vermek görevi, Orta Asya Savaş Mıntıkasının Komutanı General P. Y. Dibenko’ya verilmişti. Dibenko, Karakum çölünde 1 000 kilometreden fazla yol giderek Kızılordunun Türkistan’daki 4. Alay, 2. Süvari Tugayını savaşa sürdü. Bununla beraber Rusya İstihbarat Teşkilatının (GPU) özel birlikleri ve uçaklar da harekâta iştirak etmişlerdi. Çöllerdeki kuduklar [kuyular] işgal edildi. Kızılordu birlikleri her şeyden önce çöllerdeki kudukları işgal ediyor ve kudukları zehirliyorlardı. Kızılordu 1932 ila 1933’te Karakum çölündeki savaşları da kazandı.

Sovyet Rusya Komünist Partisi, Türkistan Cephe Komutanlığı ve Türkistan Komisyonu (8 Ekim 1919- Mart 1923) beraber çalıştı. Komisyonun üyesi V. Kuybişev’in 5 Kasım 1920’de Taşkent’te verdiği beyanata göre, “Komisyon Rus proletaryasının icra yetkisine sahip”ti. Basmacılığın ikinci devrine 1935 yılında son verildi. Tacikistan Sovyet Cumhuriyeti Halk Komiserleri Şurasının Başkanı Abdullah Rahimbay, “Basmacılık hareketi ancak 1935’te ortadan kaldırıldı” demişti.

Basmacılığın mağlubiyete uğramasının birçok sebebi vardır. Korbaşılar kendi aralarında intizamlı birlik yaratamadılar. Silah taşıyan ulusal kuvvetlerin merkezî komutanlığını birleştiremediler. Mücahitlerin silahları, Rus askerlerinin silahları karşısında önemsizdi. Mücahitlerin hiç makineli tüfekleri yoktu. Savaşlar neticesinde Türkistan’da iktisadi bunalım başlamıştı. Rusya kendi askerlerine erzak getiriyordu, lakin bunların küçük bir kısmını dahi Türkistanlılara vermiyordu. Türkistan’a ne İslam devletleri ne de batı devletleri yardım etmişlerdi. Afganistan, Türkistan mücahitlerine yardımda bulundu, lakin zayıf bir devlet olduğu için Türkistan mücadelesine arzu edildiği kadar yardım edemedi. İngiliz ordusu Thomson komutanlığında 13 Ağustos 1918’de Hazar vilayetine girmişti. İngilizlerin son temsilcisi 5 Nisan 1919’da Aşkabad şehrini terk etmişti. İngiliz ordusu Aşkabad’a Türkistan’daki Basmacılık hareketine yardım etmek için değil, muhtemelen Hazar vilayetinde bolşevizm aleyhine teşkil edilen Beyaz Rusların hükümetine yardım niyetiyle girmişti. Batı Avrupa devletleri, Türkistan millî bağımsızlık meselesine yalnız istihbarat yoluyla yaklaşmışlardı. Türkistan millî meselesinin çözümüne yardımcı olan hiçbir devlet yoktu. Türkistan dışarıdan yardım alamadı. O zaman Bakü’deki benzeri olaylardan dolayı Azerbaycan Cumhuriyeti rehberleri ve Türkiye de Türkistan’a yardımda bulunamadı. Türkistan mücahitlerine Türkiye’den veya Azerbaycan’dan hiç olmazsa silah yardımında bulunulsaydı, döğüşken Basmacılar Türkistan’ı işgalci Rus ve Ermeni Taşnaklardan kurtarabilirlerdi. Sovyetler Birliği’nde Basmacılıkla ilgili yazılarda bu hareketin “İngiliz ve Amerikan emperyalizmi tarafından planlandığı ve desteklendiği” hakkında iddialar ortaya atılmıştır. Bu iddiaların gerçeklerle hiçbir alakası olmadığını ayrıca kaydetmek lazımdır.

Sovyet Rusya 1919’dan itibaren Basmacılık aleyhinde ortalama olarak her yıl 150-160 bin asker ve subayını cepheye göndermiştir. Kızılordu, Basmacılar aleyhinde tanklar, uçaklar, toplar ve gaz kullandı. Dağlardaki Basmacı mücahitlerinden yüzlercesini zehirlediler. Sovyet devleti az da olsa, Türkistanlılar arasında gayelerine yardımcı olacak kişileri kazanma yoluna gitti. Rusların bu alışıldık oyunu Azerbaycan’da Ali Haydar Karayev, Ağamalıoğlu, Neriman Nerimanov vb. komünistleri yetiştirmişti. Ayrıca Ruslar bu oyunu diğer işgal ettikleri cumhuriyetlere de yaydılar. 9 Eylül 1945’de Bulgaristan’a ve Güney Azerbaycan’a girdiklerinde de bunu kullandılar. Rusya’nın hâkimiyeti altında yaşayan, Türkistanlı olmayan, Müslümanlardan bazı kişileri Türkistan mücadelesi aleyhinde faaliyet göstermeye razı ettiler. Basmacılık hareketine son verilmesi konusunda Sovyetler Birliği’nde yayınlanan bir eserde aşağıdaki fikirler bildirilmiştir:

“Orta Asya’da Basmacılık aleyhindeki mücadelede Kızılordunun rolü sınırsızdır. Rusya Komünist Partisi (B) Merkezî Komitesinin ve SSCB hükümeti ve bakanlıklarının yol göstericiliği ve zor harbî-iktisadi vazifeleri icra etmeleri sonucunda, Orta Asya’da Basmacılığa son vermek mümkün olmuştur. Stalin, Basmacılık hareketine son verildikten sonra Türkistan adını Orta Asya’ya çevirdi. Türklerin alfabeleri üzerinde oynanılması gibi Türkistan adının Orta Asya olarak kullanılması ve haritalarda böyle yer alması da Stalin’in papağının altından çıkmıştır. İrevan Türklerinden Mehmet Sadık Aran’ın 1931-1933 yılları arasında Helsinki’de yayınladığı “Yeni Turan” gazetesinde Türkistan’daki vahşeti anlatan satırlar, insanın kanını donduracak niteliktedir. Aran, Türkistan’daki “Basmacı harekâtı kanla, silahla sürgünle durdurulmuştur”diye yazıyordu.

Paylaş: